Twitter'dan bahsediyorum. Teknolojinin son alameti farikası olarak ortaya çıkmış kültürel derivasyon motoru...
Özellikle batıda olmak üzere milyonlarca insan tweeter'ı kullanıyor. En fazla sesi ise İran seçimlerinde getirdi. Bir grup Musavi yanlısı "Kahretsin, geliyorlar. Ahmedinejad ve adamları kapımızda!" şeklinde son mesajlarını tweeter aracılığıyla dünyaya iletip ortadan kayboldu.
Daha en başında sezmiştim gerçi. İçimden, "Allah allah, bu kadar da olağanüstü olmamalı" diye geçirip çaktırmadan sitenin ana sayfasına göz atıyordum bir zamanlar. En sonunda da bir gün cesaretimi toplayı p kaydoluverdim.
Üç ayı geçti. Denediğim kadarıyla... rezalet.
Bilmeyenler için sistemi özetlemeliyim. Micro-blogging dedikleri şeyi yapıyorsunuz. Yani mikro boyutlarda (140 karakter) blog yazıyorsunuz. İstediğiniz gibi takılabilirsiniz. İster saat başı girip o anda ne yaptığınızı, ne hissettiğinizi yazın; isterseniz de haftada birkaç defa girip kafanızdakileri özetleyin.
Özetleyin de... nereye kadar?
140 karakterden bahsediyoruz!
Denedim dedim. 140 karakterle bir ecnebi akımına ayak uydurmaya çalıştım. Facebook'u da tweeter'a bağladım. status update'lerimi twitter aracılığıyla vermeye çalıştım. Sonuç?
9 tweet (mikrobloglara tweet deniyor)
Olmuyor, çıkmıyor. Alışık değilim uzayı p gidemeyen cümleler kurmaya. Sadece ve sadece ne yaptığımı yazsam, diyeceğim... o da bir garip geliyor. Benim için bile ilginç olmayan günlük aktivitelerimi insanlarla paylaşmamın ne manası var ki?
(hayır, elbette gündelik vaktimde çok eğleniyorum. elbette her dakikam ayrı bir macera, ayrı bir heyecan
En kötü tarafı ise tweeter'a kendimi uydurmaya çalıştıkça küresel değişim gerçeklerinin farkına varmak oldu.
Kahinlik yapmak gibi olacak ancak desenler ortada... İnsanlar gerçekten gelecekte buna benzer şeyleri bugün olduğundan daha da sık kullanacaklar. Bu Tweeter olmak zorunda değil. Yeterli bir facebook, myspace vs uygulaması ile 3G telefonlarınızı birleştirip kesintisiz akışa dahil olmak imkansız mı sizce? Teknoloji daha da fazlasına imkan verecek elbette ve sistem bu bahsettiğim şekline dönecek. Sistemi oluşturan bireyler ise maalesef farklılaşacak. Evrim kaçınılmaz!
Karşımızda kendisini mikro boyutta ifade eden ve bu işi "sürekli" yapan bir insanlık olacak. Herkes her an birbirinden haberdar olacak ve oluşturdukları ağ ile sanal sosyalleşmelerini tuhaf bir kalabalık içerisinde ebedi kılacaklar.
Zamana ve değişime direnen yaşlılar gibi konuştuğumu hissediyorum. Gerçekler ortada.
Bizlere "kokulu mektupları ve süslü zarfları" övmüşlerdi, biz ise etine dolgun blogları veya içerikleri olan e-postaları öveceğiz.
(fwd: İlet: epostalarından bahsetmiyorum) (Bu arada: Annem bir spammer. Annelik görevlerini nasihat dolu slide'lar yollayarak yerine getiriyor. Dahası, kaynanalık vasıflarını ise kız arkadaşımı fwd mail yağmuruna tutarak ve "okuyor musun attıklarımı" şeklinde köşeye sıkıştırarak tamamlıyor sanırım.)
İşin kritik saçmalama sınırı ise başlıktan da anlayacağınız üzere Neil Gaiman'ın oynadığı bir parodide ortaya çıkıyor.
Hayatta en beğendiğim yazarlardan bir tanesi... Amerikan Tanrıları ile kendisinin de gözümde bir Tanrı tahtına oturduğu ulvi şahsiyet. Sandman çizgi romanlarıyla, gerçekten ÇİZGİLERDEN oluşan roman yazılabileceğini ispat eden Homo Superior.
Meğer ne de büyük bir yalana inanmışım!(bkz: hayalleri tuzla buz olan hayran)
-Abarttım-
'Yalan' doğru tabir değil, ancak ilk akla geleni...
Büyünün bozulması demek daha doğru olur.
Tweeter'da Neilhimself'i takip ediyorum. Yani Neil Gaiman'ı. (Bir de Obama var takiplerim arasında. Çok sıkıcı... şahsi en ufak tavır yok. bot'a bağlamışlar makineyi belli ki)
Bu koca yazar 140 karakterlik mikrobloglarında ne yazıyor dersiniz?
Her şeyi!
Sıkıldım tabii en sonunda:
"Bara gittik, margarita söyledik. bekliyoruz.",
"Bar çok güzeldi. şimdi eve gidiyorum.",
"yarın bal alacağım.",
"aaa gece 1 olmuş yatmadan önce yazmam gereken çok şey var.",
Hele şu sıralar tweeter'da millete kısa, öz, anlamsız cevaplar vermekle meşgul. ("@swisskapolka I bake a mean cherry pie. Love pumpkin and pecan pies as we didn't have them in the UK. But apple & blackberry pie in season..")(@ ile başlayan kısım tweeter'da isimleri-rumuzları simgeliyor)
Ben sanıyordum ki bu adam her sabah yağmurlu bir havada kalkıyor, düşünceli düşünceli kahvaltısını yapıyor; evinden çıkı p kırlarda yürüyor; diner'ın birine gidip tek başına oturuyor, insanlara kulak kabartarak öğle yemeğini yiyor; kasabanın sokaklarında turluyor, cep telefonu kullanmıyor, kimselerle muhattap olmuyor; hava kararınca ahşap evine dönü p daktilonun başına geçiyor ve muse'unu kafesinden çıkartı p parmaklarından sanat akıtıyor.
(abart)
Tweeter sayesinde hayranlığın da, yazarlığın da ne demek olduğunu çok iyi anladım.
Neil insanmış.











--
insan dediğin bir adet çitlembik
--
why is it that when we talk to god it is said to be praying but when god talks it is schizophrenic? -lily tomlin
japon kültürüyle büyüdüğüm için inanılmaz gaza gelmiş bulunmaktayım şu an, mutlaka geleceğimi düşünüyorum.
--
insan dediğin bir adet çitlembik
--
why is it that when we talk to god it is said to be praying but when god talks it is schizophrenic? -lily tomlin
"ben teşekkür ederim"
--
why is it that when we talk to god it is said to be praying but when god talks it is schizophrenic? -lily tomlin
--
insan dediğin bir adet çitlembik
--
Bob Carlos Clarke said of his wife Lindsey once "It takes a strong woman to be with a man that is obsessed with photographing the woman at the next table...."
Darklight Photography [link] Dance [link]
Previous Page12345...Next Page